Wednesday, December 15, 2010

3. Gun: Isinma Turlari

Dun soylemeyi unuttum. Aksam 9 gibi herhalde, Metan Yenge aradi beni. Korktum once bir sey mi oldu diye, ama muhtemelen benim burada oldugumu bilmedigi icin ve belki de anneme ulasamadigi icin beni aradi. Veya annem diye aradi. Anlatma sebebim sudur ki, Turkcell ne berbat bir servis verdigini gostermis oldu, uluslararasi ayagina. Biri arasa, yuklu paradan 2,5 TL mi ne, ben arasam 7,5 TL gidiyor hemen. Cok acimasiz. Tabii Metan Yenge birazcik sesini duyurabilmisti ki, birbirimizi tam anlayamadan telefon kesildi. Aylin'in Turkcell hatti kaput anlayacaginiz. Halim kullanmadigi sim-kartina bakacakti. Soracagim bugun.

Dunden bugune devreden bir baska sey de, avluyu supurmekten avuc iclerimin su toplamis olmasi. Bunu tabii gururla soyluyorum.

Gun 3 soyle basladi.

Sabah 8'de uyandim. Raida'nin verdigi ufurdek iyi calisiyor ama klimanin yapilmasi gerektigi konusunda hala israrliyim. Hava yine cok guzeldi, tam bahar havasi, isitan cinsten gunes de var. Avluyu temizlemistim ya, iste o temiz avluda kisa ama guzel bir idman yaptiktan sonra, yuruye yuruye School for Peace'e gittim. Odama kuruldum. Azicik oturmustum ki Fatin geldi. Sekreter kiz. Kahve iciyoruz bahcede gelsene, diye. Hava enfes tabii, kuslar civil civil, Halim, ben, Fatin ve Yael Arap kahvesi ictik. Turk kahvesi gibi fincanlarda, ayni usul yapilan bir kahve. Sadece adi Arap kahvesi. Lezzetli.

Ahmed ve Yael'le oldukca keyifli, bilgilendirici ve ilginc bir sohbet ettik. Once biraz Turkiye, sonra konu Israil Filistin meselesine geldi tabii. Halim ve Yael'e gore Israil isgalinin son bulmasi gerekiyor fakat baris gorusmeleri konusunda Filistin yonetiminin akilli bir siyaset izlemedigini, settlement, yani yerlesim insaatlari tamamen durdurulmadan baris gorusmelerine katilmayiz demenin sacma ve gereksiz oldugunu soyluyorlar. Netanyahu hukumetinin, bir koalisyon olmasi nedeniyle ve genel anlamda muhafazakar oldugu icin aslinda baris konusmalari sonucunda bagimsiz bir Filistin devletinin kurulmasini istemedigini de dusunuyor. Muhafazakar olduklari icin zaten Israil'i bir butun olarak goruyor, Filistin'e ayrilmis topraklara da sahip olmalari gerektigini dusunuyorlar diyor. Dolayisiyla bagimsiz bir devlettense, Filistinlilere ozerklik vermek daha islerine gelir diyor. Bu noktada da iste yukarida soyledigim gibi Abbas'in Filistin hukumetinin akilli bir siyaset izlemedigini (herhangi bir Filistin hukumetinin henuz akilli bir siyasete sahip olmadigini) soyluyor. Yerlesim insasini durdurma talebinin zaten Obama ile basladigini, bundan once Filistin hukumetinin baris gorusmelerinin baslamasi icin boyle bir sart koymamis oldugunu, fakat Abbas'in "Israil'e meydan okuyabiliyorum," mesajini vermek ve bir yandan da Amerika bunu zaten desteklemisken, inat edecek bir nokta bulmus olmanin hevesiyle bu sarti koydugunu fakat aslinda baris gorusmelerini gereksiz yere sekteye ugrattigini da soyluyor. Hak veriyorum.

Bati Seria ile ilgili de, oradaki halki silahsizlanmasi adina Filistin polisinin ciddi calismalari oldugunu fakat bu basarinin cogunun Israil'e mal edilmeye calisildigini da soyluyor Halim. Bu noktada duvarin mevcudiyetinin absurtlugunu de dile getiriyor. Gazze'de de duvar var fakat bir takim istenmeyen seylerin yapilmasini zorlastirmis olsa da, zannedildigi gibi imkansiz hale getirmedi, aksine insanlar baska yollar buluyorlar. Israil'e her gun binlerce Filistinli legal olmayan yollarla girebiliyor. Gazze'deki duvara ragmen militanlar roket yapip sallayabiliyorlar. Gazze yapiyorsa, Bati Seria, istese, haydi haydi yapar. Hatta Tel Aviv'in gobegine de atar roketleri. Yapmiyorlar.

Halim'e gore hicbir Arap ulkesi, Filistin konusunda samimi degil ve gercekte gostermek istedikleri gibi umursar degiller. Kendi cikarlari cok daha on planda. Israil'e dunya yahudileri tarafindan verilen destek, Arap devletlerinin dunyasinda bir karsiliga sahip degil.

Bu konularin yaninda Halim ve Yael ile Israil ve ozellestirme meselesi uzerine de konustuk. Devletin ulkenin kiyi kesimlerinde dogal gaz cikarimi isini ozel bir sirkete vermis olmasi, bolgede gaz bulunmasi sonucunda baska meseleler dogurmus. Gaz arama calismalari oncesinde yapilan anlasmaya gore isi yapan ozel sirket karin buyuk bir bolumunu alacakken, gaz bulununca halk protestolara baslamis, ozel bir sirket boyle bir seyden kar elde etmesin, tekellemesin, bunlar milletin, devletindir, tek bir insan bu kadar kara nicin sahip olsun diye. Simdi de bir baska sirket, bu anlasmalar duzenlenmezse biz arama calismalarina dahi baslamayacagiz demis. Tabii devlet boyle bir isi ozel sirketlere nicin veriyor o ayri bir konu. Benzer bir mesele Olu Deniz mineralleri konusunda da yasaniyor anlasilan. Denizin Israil tarafi yine ozel bir sirketin elinde. Urdun kiyisinda ise baska bir ozel sirket, mineralleri emebildikleri kadar emiyorlar. Epeyce bir somurulmus su ve bu yuzden su anda Olu Deniz degil, Olu Denizler diyorlar bolgeye, zira asiri su kaybindan, denizin ortasinda kara belirmis, deniz ikiye bolunmus gibi gorunuyormus. Iklim, bitki ortusu ve hayvanlar tehdit altinda. Halim'e gore Filistin de eline firsat gecirir gecirmez mineralleri kendi tarafinda cikartmaya hemen baslayacak. Bu nedenle Friends of the Earth gibi orgutlerin faaliyetleri cok onemli. Friends of the Earth, benim gorusme yapacagim orgutlerden biri. Pek cok kentte temsilcilikleri var. Filistin ve Israil de dahil.

Kahve faslinin ardindan ben isimin basina dondum. Biraz sonra Halim tekrar geldi ve beni David diye biriyle tanistiracagini soyledi. Halkla Iliskiler ve Iletisim binasina gittik. Ahlan Kafe'nin hemen karsisinda, zarif bir bina. Halim'le aram epey iyi olmaya basladi. Ilk gunku tuhaflik sanirim gecti artik. Iyi bir insan oldugunu dusunuyorum. Esprili ve de duyarli. David'i yerinde bulamadik ama binadaki o esnada calisan herkesle beni tanistirdi. Sonra bahceye gectik. Bahcede yari olimpik havuz da var. Orada Zekeriya'yla karsilastik. Zekeriya bahce islerinde calisan dunya tatlisi, sanirsam Filistinli bir adam. Guler yuzlu ve super Ingilizce konusan enteresan biri. Torununun adi da Aylin'mis :) Tam biz Zekeriya'yla tatli tatli sohbet ediyorken, Timu (okunusu boyle ama nasil yaziliyor bilmiyorum. Bu benim Alman ev arkadaslarindan erkek olani) ve asistanligini yaptigi bahcivan geldiler havuzun yanina. Havuzun kenarindan dolanan, tas bir patika yol yapiyorlar. Aralikli olarak buyuk taslar gommusler topraga. Neyse, tabii ki adini unuttugum bahcivan beni gorur gormez, nasil buldun yolu dedi. Dusunme, kibar olma, aklina ilk ne geliyorsa onu soyle dedi. Ben de pis gorunuyor dedim. Ustu toprak doluydu hala. O da isin geregi boyle, sonra temizlenir, baska? dedi. Ben de tam o sirada tasin uzerinde ileri geri sallanmaya basladim. O anda taslarin sabitlenmemis oldugunu fark etti Zekeriya, ve heyecanla "sabit degiller!" dedi. Bahcivan da Zekeriya da mutlu oldular tabii. Halim sonradan bu bahcivanin aslinda bir beyin cerrahi oldugunu, sonradan bu meslegin ona gore olmadigini dusunup bahcivanliga basladigini anlatti. Tum koy ondan soruluyor gibi. Ah, bir de iletisim binasinda hem oranin hem de Ruhani Isler merkezinin yoneticisiyle tanistim. Ismini unuttum, ne fenayim, ama adam tabii ki guler yuzluydu ve Halim'in dedigine gore Neve Shalom'u kuran ailelerden birinin uyesiymis. Neyse, bu hos sohbetlerden sonra okula geri donduk.

Ben cuzdandan para alip Ahlan'a gittim. Oglen yemegi vakti gelmisti zira. Rayek ve karisi Dyana da dukkani acmislar, musterilerine servis yapiyorlardi. (Isimlerini nihayet ogrendim. Yalniz Rayek Iranli, Dyana Filistinli'ymis.) Rayek bahcede kitabini okuyup kedilerle ilgileniyordu. Dyana benim enfes lebaneli, yesil salatali sandvicimi hazilarken ben de onunla sohbet ettim. Filistinli oldugunu soyleyince Hiristiyan Filistinli mi diye merak edip sordum. O an fark ettim ki, burada kiminle dinleri hakkinda konussam, ya cekimserler, ya da din pek de sevdikleri bir konu degilmis gibiler. Veya muhim degil der gibi bir tavirdalar. Dyana daha cok cekimserdi. Bana direkt bir cevap vermektense, sadece "Dyana cok yaygin bir isim" demekle yetindi. Ben de biraz utandim, acaba cok mu uzerine gittim diye. Merak etmistim sadece ondan dedim yarim yamalak. Bu aralar kendimi tutamayip cok konustugumun daha cok farkina variyorum. Daha cumlemin ortasinda bazen kapa ceneni allah kahretmesin diyorum aklimdan kendime. Ama nafile, cikiyor soz agizdan. Her neyse, Dyana kahve bizden deyip bana nefis bir Americano veriyor, zeytinlerimi de torbaya koyup sandvice ekliyor. Ben de yemegimi alip okula yollaniyorum.

Okulda beni Namur karsiladi yine. Bizim kedi. Komik Namur. Sisko Namur. Onune geleni yiyor da yine doymuyor. Bir omlet, bir canak sut ve bir sey daha goturmus, hala elimdeki sandvice sulaniyor. "Elindeki ne?" der gibi yan yan miyavliyor bana. Sisko ve komik Namur. Sonra iste ben hem yemek yedim, hem de calistim biraz daha. Halim'le Neve Shalom'un Istanbul destek ofisi icin calismaya baslayacagiz, soylemis miydim? Simdi yukarilara bakamam yazdim mi diye, ama nasilsa ileriki gunlerde muhtelemdir ki bahsedecegim bundan.

Gunun olayi, yeni bir arkadasimin olmasi. Halim'in oglu Adan. Bahsettim ondan galiba daha once. 7 yasinda, sari kivircik kafali bir koyun. Capoeira ogreniyormus. Azicik yokladim keyif aliyor mu capoeira'dan merakli mi diye. Okulun avlusunda oynadik biraz. Halim de geldi izledi bizi biraz. Ve fakat ben odama gider gitmez Adan de pesimden geldi. Bir daha da cikmadi odamdan. Cekti bir sandalye yanima, yanina da noodle'lari geldi. Bir yandan noodle, yani eriste makarna diyelim, onlari mideye indiriyor, bir yandan da benim gosterdigim capoeira videolarini izliyor. Ingilizcesi super degil, arada boyle bunalti geciriyor kelime bulamayinca. Ben de hemen Arapca-Ibranice-Ingilizce ceviri sitesi buldum. Sikinti cekince aramizda iletisimi kolaylastirsin diye. Adan cok sevdi bu fikri. Hem sozlugu kullaniyor, hem de isle ilgili kagitlarimin uzerine resim cizerek derdini anlatmaya calisiyor. Yedi yasinda dedim mi? Halim'e gore eger ben capoeira dersi vereceksem, Adan'in komsu kentteki derse gitmesine gerek yok. Acayip hevesliyim capoeira dersi vermeye ama bir yandan da korkuyorum. Karakterim geregi :p

Bu arada Halim'e Ido Portal'dan bahsettim. Hayfa'da yasayan, Israilli capoeiraci idolum. Gidecegim Hayfa'ya, onunla en az bir gun idman yapacagim dedim. Onu niye biz misafir etmiyoruz dedi Halim!!! Mutlu oldum tabii. Sahane olur!

Boyle iste. Sonra her zamanki gibi okulda bir tek ben ve Namur kaldik. Alarmi bu kez inletmeden kurmayi basardim ve dogruca eve gittim. Timu ve oteki kiz, Mauri miydi? coktan salonda bilgisayar ve televizyon basinda takiliyorlardi. Bugun de yiyecek alisverisine gidemedik, arabayi kullanmak icin sira bize gelemediginden. O yuzden aksam yemegi icin pizza ismarlamislar. Epey pahali, hayvani boyutta 2 kutu ismarlanmis. Yarina da yeter belki diye. :( Bu adamlarin yemek aliskanliklari oldurecek beni. Neyse, ama iyi anlasiyor gibiyiz herseye ragmen. Bu arada ilginc bir bilgi. Israil'de daha dogrusu yahudilikte peynir ve et bir arada yenmediginde, yani kosher olmadigindan, pizza uzerinde et ismarlayamiyormussun. Cizburger de hak getire. Benim isime geldi tabii bu durum. Fakat internetten bakinca aslinda Mc Donald's ve hatta pek cok restoranin gayet kosher olmayan monulere sahip oldugunu da goruyorsun. Timo'ya sorarsan imkansiz ama bence yaniliyor. Her neyse, pizza cok da kotu sayilmazdi. Israil'de pizza. Za'atarli ekmegi tercih ederim. Bu mutfak acilen temizlenmeli ve ben yemek yapmaliyim. Yoruldum, yatiyorum. Blogun Ingilizcesi yarina kaldi artik.

1 comment:

  1. gündüz takıldığın yerlerin isimlerine bakınca, sanki fantastik bir öykünün içindeymişsin gibi geliyor.. ta ki akşam yemeğinde almanlarla olan kısma gelinceye kadar!

    ReplyDelete