Wednesday, January 12, 2011

29-30. Gun: Kudus I

Dun hicbir sey postalamadim buraya zira gercekten de hicbir sey olmadi. Haa soguk ama gunesliydi, okuldan eve geldim, idman yaptim guzeldi, bugune iyi kalkayim diye de basarili bir uyku cektim. 


Bugun Kudus'u ziyaret etmek maksatli Kudus'e gittim. Bir de Joseph Emmanuel'i ziyaret etmek icin. Koyun kurucularindan Peder Bruno Hussar'in yakin arkadasi. Isin asli Joseph de koyun kurucularindan. Adini google'ladim ama bulabildigim tek sey 80ler'de Israil Dinler Arasi Komitesi'nin baskanligini yapmis olmasi ve pek cok baris odulu kazanmis olmasi. Simdi Kudus'te bir devlet hastanesindeki pansiyonda yasiyor ve diyalize giriyor. Sanirim hala evli ve karisi sik sik onu ziyarete geliyor. Timo yaklasik 6 aydir Neve Shalom'da yasiyor ve o zamandan beri haftada bir kere Joseph'i ziyaret ediyor. Beni taniyanlar hastanede bulunmaktan ne kadar nefret ettigimi de bilirler. Bu hastane de hastanelerle ilgili var olan azicik zevkime de pek hitap etmiyordu. Konu temizlige gelince galiba ben bir gun son derece aksi bir ihtiyar olacagim. Belki de tersi, belli mi olur? 

Hastanenin alt katindaki yaslilar pansiyonu kismina geldik, salon kismina. Masalar, sandalyeler ve resepsiyon masasi var. Yasli hastalarin cogu tekerlekli sandalyede, oldukca kuvvetten dusmus gorunuyorlar, bazilari kendi dunyalarinda bir yerlerde gorunuyor. Emin olmak zor. Yasliliklariyla ilgili daha fazla haddimi asabilecek sozler etmeyi birakiyorum simdi. Itiraf etmem gerek ki hastaneden kosarak uzaklasmayi dusunmedim degil. Belki de bibr hastaneden bekledigim kadar temiz olmadigi icin boyle hissettim.



Neyse, Joseph'in gelmesi gereken koridora en yakin masayi sectik. Timo yuruteci oldugunu soyledi. Kalin gozlukleriyle yavas yavas bize dogru yurutecini surukleyen yasli bir adam gordum. Tatli ve acelesi olmayan birine benziyor. Sanki zaman yavaslamis gibi, etrafimdaki her sey slow motion'a gecmis gibi hissettim, hayat garip bir sekilde sakinleyip ivediligi birakmis gibiydi. Pek romantik ve salakca geliyor olabilir kulaga ama bundan daha iyi anlatamiyorum ben. Halit Ayarci daha basarili bir betimleme verebilirdi bize. Joseph bahceye yakin bir yere oturmayi tercih ettiginden masayi degistirdik. Ortada bir masaya oturmak istememesi hosume gitti, ilk geldigimizde benim de tercih etmis oldugum masayi secmesi ayrica hosuma gitti. Gozden uzak, disariyi seyredebildigin bir kose. Cok tatli bir gulumsemesi var ve oldukca sik gulumsuyor. Son derece merakli bir adam, hikayelerimizi dinlemeyi, ertesi hafta onlari tekrar hatirlayip guncellenmeyi cok seviyor anlasilan. Timo'ya gore beyin jimnastigi bunlar onun icin. Timo ve Joseph arasinda ozel bir iliski kurulmus belli, Timo oldukca hassas onunla ilgili ve o Almanya'ya geri dondugunde Joseph ziyaretlerine benim devam etmemi istiyor galiba. Timo'nun patronu bu ziyareti ayarlayan kisi, Joseph'in yakin arkadasi ve onu cok seviyor. Bu ilk ziyaret benim icin daha ziyadesiyle bir gozlem niteligindeydi. Timo ve Emmanuel'in sakalasmalari, gulusmeleri vs. Ikisi de Timo 3 hafta sonra ayriliyor diye uzgunler. Joseph'e gore Almanya'ya gitmeden de okul basvurulari isleriyle ilgilenebilir Timo ama nafile tabii. Bilet alinmis, donus planlanmis coktan.


Bana bakti sonra ve senin hikayen nedir diye sordu. "Yarismaya Turkiye'den katiliyorum" her zaman iyi bir sohbet acici oldu geldigimden beri. Eski iliskiler veya mevcut halden giriyorsun hemen. Bizi Kudus'e giderken Latrun sapagindaki otobus duragina birakan ciftle de boyle oldu. Adam megersem Ingilizce, Ermeni katliami uzerine bir calisma yapmis. Tekrar koyde rastlarsam onlara daha detayli bilgi alacagim, merak ettim adamin merakini ve calismasini. 


Joseph'e devam. Joseph Turkiye deyince eski iliskilerin ne guzel oldugundan dem vurdu, politikacilar ve halk arasindaki gorunurden cok daha derin fikir ayriliklari fikrimi pekistirici bilgiler alabilirim belki ondan. Timo ilk gorusmemde onunla ilgili fazla ozel bilgiye girmemenin iyi olacagini soylediginden sorularimi sonraki gorusmelere birakiyorum. Timo'nun geri donus haberinden olabilir, ilgisi tekrar ona dondu ve ben de dinleyici pozisyonunda bitirdik bir saatlik sureyi. Daha sonra Kudus eski kenti ziyaret etmek uzere hastaneden ayrildik. Ana otubus duragina yururken haredim bir mahelleden gectik. Herkes siyah, koyu gri veya koyu kahverengiler icindeydi (iclerinde beyaz gomlekler), peyoth yani sakak luleleri, genis ceperli siyah sapkalar ve sakallar, sikica bagli baslar, uzun etekler ve koyu renk botlar, bulutlu ve gunessiz bir aksam uzeri tuhaf bir fantastik dunyadaymisim hissi verdi bana. Abartili bir durum degil fakat yine de tuhaf. Farkli olan bendim, onlar degil. 


Eski kente vardigimizda hava cotan kararmisti. Yol uzerinde Jaffa Caddesi'nden gectik. Zarif bir cadde, eski mimari cok guzel fakat binalarin kesinlikle restorasyona veya en azindan boyanmaya ihtiyaclari var. Belki gunduz daha farkli gorunurler gozume bilmiyorum. Istanbul'a da benziyor! Sokaklarin bu kadar kirli daha dogrusu cop kutusu kullanma aliskanliginin bu kadar basarisiz olmasini da beklemiyordum. Belki de bugune has bir durumdu bilemiyorum. Ikinci Kudus seferinde biraz daha anlasilir olur bu durum belki. Jaffa caddesindeki antika dukkanlari, barlar ve restoranlar cok guzel gorunuyor. Aglama duvarina gitmeden once karnimizi doyurmaya karar verdik. Dolayisiyla Dogu Kudus'e yoneldik, Arap mahellesi yani. Maksat falafel yemek. Timo bizi en sevdigi bufeye goturdu. Sandvic oldukca lezzetliydi fakat tekrar denemek istedigimden gercekten emin degilim. Falafel sandvici yapan adam falafelleri ve pide ekmegini avucladigi ellerine eldiven gecirmeyi akil etmedigi muddetce en azindan. Aslinda benimkini hazirlarken catal kullanmasini veya eldiven takmasini onerecektim ama agzimdan cikmadi, ayip gibi geldi, bilmiyorum. Her neyse, sandviclerimizi eski kentin carsi kisminda yururken bitirdik. Yemen'deki San'aa eski kentin carsisina cok benziyor, Arap dukkanlarin tarafindan girince boyle oldu tabii. Arada Yahudi dukkan sahipleri de gordum ama bu ilk gezide tam olarak nerede oldugumu cok da iyi bilmiyordum. Bir dahaki sefere daha bilir olurum herhalde. Aglama duvarindan once iki adet guvenlikten geciyorsun. Standart dedektor ve canta arama. Duvar iki alana bolunmus, kizlar ve erkekler icin. Erkeklere ayrilan alan daha genis, dinde kadin ve erkegin onem onem sirasinin yorumlanmasiyla bir tutarsizlik soz konusu degil yani. Duvarin kendisiyle dusundugumden cok daha ufak bir alan, yani oyle uzun bir duvar degil. Fazla durmadik ve surun etrafini dolanmaya karar verdik.. Tepeye dogru tirpanip, gece karanligi ve sehir isiklari altinda Dogu Kudus'e, yesil isikli minarelere ve onun otesinde gorunen Bati Seria sinirina baktik. Cok enteresan. Bir anlasma olursa bir gun, bu duvarin otesi baska bir ulkenin topragi olacak. Kitap ayraci gibi ulke sinirlari.


Buyuk tarihi tas kapilardan (kemerlerden) biri uzerinde hala yuzlerce mermi deligi var. Ic taraftan Israilliler, distan da Urdunluler. Duvarin sonuna dogru bazi taslar arasinda Yahudiler'e ait mezar taslari var. Bunlari kim duvarin icine boyle yerlestirmis tam bilmiyorum ama bu taslarin Urdunluler tarafindan, isgal sirasinda mezarlardan sokulup kaldirim tasi olarak kullanildigi biliniyor. Eski Kudus'te misal bir Ermeni mahellesi oldugunu bilmezdim. Oradan da gectik. Bu bolgede cok guzel yesillik bir bolum var. Gunduz gelirsem kitap okumak ve yaziktirmak icin ideal bir yere benziyor. Bir dahaki sefere daha detayli bir gezi yazisi da yazabilirim. Daha bol tarihi bilgiyle birlikte. Yurumekten bacaklarimiz gercekten de agriyordu artik ve saat de gec oluyordu. Sallana sallana otubus duragina dogru yuruduk ve bizi Latrun sapagina kadar goturecek otubusumuze bindik. Sapakta koyden bir arkadasimiz bizi arabasiyla bekliyordu. Evimize kadar birakildik, guzel oldu. Kreker, humus ve lebane peyniri goturdum odamda. Uzerine de yatakta Breaking the Silence askerlerinin ifadelerini okudum biraz, sonra da uykuya daldimzzzzzzzzzzzzz.

No comments:

Post a Comment