Bir gun icinde Tel Aviv'de artik yolumu nasil bulacagimi bilir gibi hissediyorum, cok tuhaf. Hemen galeri kismina gittim, acik dukkan gorursem belki bir seyler alirim diye. Girer girmez pembe kaldirimli eski Yafo'ya, dun geceden gozume ilistirdigim bir seramik dukkaninin acik oldugun fark ettim. Iceride yasli bir kadin, hamurdan baykuslar yapiyor. Dukkanda birden fazla sanatcinin yaptigi seramik isler satista. Aklimi sasirdim, hersey cok guzel. Ama pahali da. Kendime acayip guzel, iki kulplu bir kupa sectim. Baska birkac parca sey de aldim. Dukkandan cikmam uzun surdu, hem ben herseye bakmak istedigimden, hem de yasli sanatci teyzenin hareketleri oldukca yavas oldugundan. Dukkanda fotograf cekmek istedigimi soyleyecektim ki sanat hirsizligi diye bir sey aklima geldi, ne ugrasmak, ne de kadincagizi rahatsiz etmek istemedim. Cikip tekrar kentin icinde dolandim. Kapilara hastayim:
Sonra tabii hemen deniz fenerine gittim. Fotografini cektim guzelce.
Yukaridaki diger iki fotograftan birincisi unlu Yafa Camiisi. Tam deniz kenarinda, deniz feneri gibi dikiliyor. Biraz ustunden de Akdeniz boyle gorunuyor, eski Yafa'dan (ikinci foto.) Sonra deniz feneri maketcisinin dukkanina gittim ama yerinde yoktu. Gececi anlasilan, veya tabii bugun C.tesi. Calisan sayisi az. Deniz kenarinda yine oyalandim epeyce. Cok guzel bir hava, deniz masmavi. Insanin ayrilasi gelmiyor. Saat oglene gelmek uzere ama neredeyse. Yafo'da biraz daha oyalanip sonra saat kulesine dogru giderken eski kentin tepe noktasindaki turist toplasma yerinde biraz oyalandim, arada bir de dugun sonrasi gelin damat foto sipsakcisinin isine maydanoz oldum:
Eski kent sonrasi bugunku hedefim oncelikle Suzanne Dellal Dans Merkezi'ne gidip gaga dersleriyle ilgili detay almak, oradan da Rothchild Caddesi'ne gidip dolanmak. En meshur caddelerden biri burasi. Dellal'e gitmeden once karnimi doyurmam lazim. Saat kulesinin hemen dibinde bir kafeye gozumu takmistim dunden beri. Bahcesinde oturup omlet sandvic ismarladim. Burada kahve ismarlamak oldukca problemli. Kahve deyince cappuccino anliyorlar. Ozellikle onu istemedigini, sadece kahve makinesinden cikma kahve istedigini soylemen gerekiyor. Bunun uzerine alabilecegin ya filtre kahve, ya da 2 espresso shot'a kaynar su katilarak yapilan Americano kahve. Veya nescafe. Neyse. Garson kizdan dans merkezinin guzel bir tarifini aliyorum. (Bu arada yagmur yagdi yine ben yemek yerken. Ama yola ciktigimda kesilmisti ve gunes coktan acmisti.) Deniz kenarindan, sahil yolundan git, cok guzel olur, yakin zaten dedi. Israil'de her yer birbirine yakin. Guzel bir sey. Sahil yoluna dogru yururkene yagmur hafiften yine serpistirmeye basladi ama ciddi bir islaklik yok.
Sahilde keyifle yururken, ilerideki cimenlik alanda beyaz bir cift pantolonun amuda kalktigini gordum. Emin olmak icin iyice baktigimda iki berimbau secebildim bu mesafeden. Birden kosturmaya basladim tabii. Cimenlerde capoeiristalar roda'ya kalkmislar!! Hemen yanlarina gittim, ses etmeden yaklastim, oyun baslamisti zira, berimbau calan sarki da soyluyor. Biraz mesafe koyup el cirpmaya basladim. Sarkiya kisik kisik eslik ettigimi goren calgici basiyla yaklasmami isaret etti. Sonra tanistik, Grupo Muzenza ve Cordao de Ouro imisler. 4 kisiler hepi topu. Yagmur camur demeden keyifle capoeira oynuyorlar sahilde. Ve fakat yagmur bir anda deli gibi bastirinca acik otoparka dogru kacistik. Ben bir telefon kulubesi tentesinin altina sigindim, onlar otopark bekcisinin tentesine. Birkac saniye sonra eeeeh dedim ve islana islana dans merkezine yollanmisken, rastali iri cusseli capoeirista "heeeeyt!" diye cagirdi beni. Gittim tabii ne diyecek diye meraktan. Gruplarin biri Kudus'te, digeri de Bet Shevem'de imis. Ikincisine ben daha rahat giderim ama otubus vs icin iyi bakinmam lazim. Gecenin korunde koye donmek cok da keyifli bir sey degil. Fakat kartlarini ve telefonlarini aldim. Gitmeden once arayacagim onlari. Mutlu mesut ve surpriz karsilasma yuzunden yuzum gulec bir halde Suzanne Dellal'a dogru yurumeye basladim. Bu kez elimde Tel Aviv haritasi var. Tam turist gibiyim, milim milim takip ediyorum sokaklari parmagimla. Rota cizmisim harita uzerinden, yonlere bakiyorum, kuzey mi guney mi diye. O derece. Dans merkezi Shabazi Sokak uzerinde. Rothchild'i henuz gormedim ama kalibimi basarim Shabazi'yi gecemeyecek. Aslinda hic de oyle gosterisli bir sokak degil, fakat cok zarif, cok sade ve cok guzel. Bence. Yesillik icinde, minik evler, cok zarif kafeler, Cihangir'in cok da cilalanmamis sokaklari gibi. Asagidaki son iki forograf, kadima oyununu severlere ithaf edilmistir:
Kafelerden birinde oturayim istedim ama cok kalabalik. Cumartesi oldugu icin, tahminim cogunlukla Dellal dans merkezindeki gosterileri izlemeye gelenlerin ugrak yeri bu kafeler. Yavas yavas Suzanne Dellal'a dogru yurudum. Tahmin ettigimden cok daha buyuk bir yer burasi. Su anda da Cin Yeni Yili Bahar Festivali kapsaminda oradan dans gruplari gelmis, hatta gosterilerden biri baslamak uzere. Biletim yok tabii ki. Ben zaten gaga dersleri icin geldiydim. Gaga nedir derseniz buradan bakin,
http://www.batsheva.co.il/en/Gaga.aspx Bu Batsheva Dance Company'nin web sitesi. Dersleri verenler onlar. Neyse, merkezden konusacak kimse yoktu, bilet gisesi de henuz acilmamisti. Kafe bolumune girip garsonlardan birine kiminle gorusebilecegimi sordum. Sansima sordugum kiz da derslere girenlerden. Bana ders programini verdi, bir de telefon. Tatmin olmus halde merkezden ayrildim. Gozum biraz geride kaldi tabii gosteriyi izleyemedigim icin.
Buradan sonra Shabazi'yi biraz daha dolanip, Rothchild'e dogru yola cikmaya karar vermisken adam akilli kahve icmedigimi fark ettim. Gozume guzel bir kafe kestirdim, Cafe 12 diye. Kis bahcesi kismi da var, ve ustelik yer var. Minik, iki kisilik bir masada. Kahvem ve bir dilim kek esliginde kitabimi okudum, sokaga da arada goz atarak. Cok sevimli bir kafe, garsonlar da sevimli. Sonra Rothchild'de biraz daha yuruyup tren istasyonuna gider, Ramla'dan 5'deki Neve Shalom otobusunu yakalarim diye planliyordum. Elinde haritayla yururken, sokaklardan birini haritada bulamadim diye suratimdan kafamin karistigi okunmus olacak ki, iki Israilli genc yardima ihtiyacim olup olmadigini sordu. Ben de aradigim sokagi soyledim. Nihayetinde tren istasyonuna gitmem gerektigini ogrenince arabayla o yone gitmekte olduklarini, beni goturebileceklerini soylediler. Galit ve Aviram'la boyle tanistim. Galit jazz vokalistligi okuyor hala, Aviram piyanodan mezun olmus. Galit'in dedigine gore "cok cok cok iyi bir piyanist". Yol boyunca cok guzel sohbet ettik, okuldan, havadan sudan. Galit bir dahaki gelisimde onda kalmam icin israr etti. Kalbini kirmamaya karar verdim. :) Hashalom tren istasyonuna gelince vedalastik, telefonlar degis tokus edildi, indim.
Tren istasyonu kapali. Gokdelenler ve ana yol arasinda Aylin. Soru soracak kimse yok. Ne yaparsin, insanin olabilecegi bir alana dogru yurursun. Yolda giderken bir adamdan trenlerin aksam 7'den sonra calistigini ogrendim. Geriye bir tek otobusle Latrun kavsagina gidip, Timo'dan beni birileriyle gelip almasini istemek kaldi. Ama otobus gariysa sehrin guneyinde kaldi, Yafa'ya yakin. Ben sehir merkezinde, kuzey doguda bir yerlerdeyim. Neyse lafi uzatmayayim, ben minibus benzeri bir seye bindim. Icinde Israilli hic yok, bir kismi belki Etiopyali Yahudi veya baska Asya ve Afrika ulkelerinden multeciler. Gosterisli gokdelenlerle suslu finans merkezinden bir anda multecilerin cogunlukla kaldigi guney mahallere giris epey dramatik. Yani bir anda ortam degisiveriyor. Bunu tam yakalayamadim kamerada ama otobus garina giderken minibusten su kadarini cekebildim. Tiklayin buradan. Gar cok ama cok bakimsiz. Huzursuz oldum cok. Kudus otobusuyle Latrun'da inebilirim zannederken anlasildi ki Ariel'e gidip oradan tekrar otobuse binmem gerekecek. Neyse, aldim biletimi, bekledim otobusu beklemeye. Otubus geldi, binerken Koreli bir cocuk yanima geldi, bir sey sormak icin. Oradan sohbet basladi. Taejoong fotograf ogrencisi. Donem arasi geziniyor. Once Turkiye'ye gitmis, Selcik, Kusadasi, Pamukkale, Istanbul, ardindan Urdun, ardindan Israil, sonra da Misir'a gidecekmis. Sonra da Almanya'da bir sene kalacak, degisim ogrencisi olarak. Sahane rota. Bunun yaninda Kore sinemasi, tarihi, Turkiye uzerinde birkac sey ve de Kudus uzerine sohbet ettik. Cok tatli biri, ve boyle dusunuyor olmamda beni Kleopatra'ya benzetmis olmasi, "Turkiye'de benim gibi guzel kiz gormemis" oldugunu, Kore'ye dondugunde benim gibi "hem guzel hem de politik fikirleri ve hayata bakisiyla bu kadar dengeli bir kizla" tanismayi diledigini soylemis olmasinin hicbir etkisi yok! Yuzu kizardi bunlari soylerken. :) Taejoong'la sohbet devam ederken (soforun hemen arkasindayiz) bir yandan da sofore beni Ariel'de indirmesi gerektigini hatirlatiyorum arada. Adam bana kendi dedi bindikten 20 dakika sonra bana hatirlat diye. Kendi de koydu bir Charles Aznavour, belli ki iyi Fransizca'siyla eslik ediyor. Sesi de guzel! Ama ben 20 dakika sonra Ariel'i hatirlatinca azarliyor beni, erken soyledim, daha 5 dakika daha var diye! Bu Israilli soforlerin hepsi mi boyle diye merak ediyorum. Azarlamayani yok. Neyse, bir sure sonra burasi senin duragin diye indirdi beni. Gel gor ki yanlis bir yerde indigimi Nepalli 3 kadina sorunca anladim. Bir tanesi beni baska bir duraga dogru goturdu, bu arada E-5 gibi bir yoldayiz, hava karanlik ve soguk. Geldim duraga, hangi otobuse binecegimi bilmiyorum. Bir kadinla sohbete basladim, o dedi ki ben biliyorum. Hicbir otobus Latrun'da durmuyor. Sonunda kadin pes etti, kendi otobusune bindi. O sirada Amerika'dan, Chicago'dan gelmis bir Taglit Birthright grubuyla turunu yeni bitirmis bir IDF askeriyle muhabbete basladik. Turun cok keyifli oldugunu, sikici askerligin en guzel yanlarindan biri oldugunu soyledi. Detayina girecektik ki nihayet beni Latrun'a goturecek bir otobus geldi. Hemen bindim, 15 dakika sonra sehirler arasi yol uzerinde Neve Shalom donusune dogru yuruyen bir kisiydim. Timo'yla bir yandan surekli telefondayim, maalesef beni almaya gelecek kimseyi bulamamis. Neve Shalom donusune yuruyup, bu yone donen araclarin hepsi koye geliyor olacagi icin otostop cekebilecegimi soyledi. Epeyce bekledim sogukta ama sonunda Ibrahim ve oglu dondu kavsagi ve durdu beni gorunce. Eve geldigimde ac ve de acayip yorgundum. Dolayisiyla oncelikle karnimi doyurdum, kisaca yeni gelen gonullu kiza (Alman), Leah, merhaba deyip odama cekildim. Tel Aviv tur no 1 bence oldukca dolu ve basarili gecti. Ne var ki donus icin daha akilli stratejiler gelistirmem lazim. Boyle otostoplarla olmayacak.
No comments:
Post a Comment